Uzun zaman sonra ...

8/9/2009 ·

      

Uzun zaman sonra ilk defa bir şeyleri, bir hocaya, bir tarihte yetiştirme derdim olmadan yazıyorum. Yetiştirilmesi gereken ödevler, nam-ı diğer “papers”. Ya ben çok unutkanım, ya da sayfalarca yazdığım tüm o kelimelerin hayatıma gerçekten hiçbir katkısı olmadı. Daha da geniş düşününce, bir Fizik Öğretmeni adayı olarak geçen 1 seneden aklımda kalan en detaylı, kalıcı ve etkileyici bilgi Post-modernizm ve bu dönemin öykü ve tiyatrosu. Fizik mi? Hala V=I.R ve P=I.V ve üremeye elverişli bunun gibi onlarca formül.

 

Üzerinize afiyet insan kenarından köşesinden bilime biraz tutununca oturup düşünüyor. Tabi bu bilimsel düşünme konusuna bilim nedir gibi alışıldık ama sonu gelmeyecek güzellikte bir giriş yapmaktansa, direkt olarak “Darwin mi, Tanrı mı?” Diye düşünme safhasını da atlatıp başka konular da düşünmeye başlayabildim.

 

Şimdi konuyu bağlamam gerek ama ipin ucu fazla kaçtı. Yinede uykudan önce 100 klavye darbesi tadında yazarken bu bile iyi bence. Yinede fazla hızlı gitmişim, bu kadar hıza rağmen aldığım yola bakınca çok da memnun edici gelmedi. İşte böle hızdı yoldu derken, alıyorum bunları; çarp, topla, böl, çıkart eşittir, zaman.

 

Zaman deyince, en kolay düşünülecek kavram zamanın bişeyliği. Yazım kılavuzu kabul etmese de oraya koyacağım kelimeyi bulmaya çalışmaktansan bişeyliği yazmak çok daha mantıklı geldi. Görelik, görecelik, görecelilik diye uzayıp gidiyor. İşin kötü yanı, bizim üzerine edebiyat yaptığımız- benimde içimde hevestir- “seni sevdiğimden beri kolumdaki saat yetişemiyor kalbimin hızına ve geceler bir o kadar yavaş ilerliyor artık”  ımsı satırları yazdıran bişeyli zamanla, amcamızın uğruna hayatını harcadığı üzerine bir dolu insanı üzerine tezler yazdırtıp Prof. Doc. Doktor yapan bişeyli zamanın hiçbir ilişkisi olmamasıdır.

 

İşte benim fiziğimde buraya kadar yetiyor zaten. Yinede,sorarım: ayakta balık tutarken geçen 14 saati hiç rahatsız edici uzunlukta bulmazken, evde annemin balıkları temizlerken söylenmesini dinlediğim yarım saat neden hiç bitmeyecekmiş gibi geldi? Demek ki Einstein’ında benimki gibi bir annesi olsaydı, öyle ışık hızıydı, kozmik evrendi  falan düşünmek zorunda kalmazdı.

Annecim sanmam okumazsın ama ben yinede seni çok seviyorum J

 

Uzun zaman sonra ilk defa bir şeyleri, bir hocaya, bir tarihte yetiştirme derdim olmadan yazıyorum. Ve artık şiir yazmak istemiyorum. Fark ettim ki, anneye yazılabilecekler dışında başka hiçbir şey tek kalmıyor, kalamıyor. Aşk, en basiti, bazen öyle anlar olur ki, an olsun duraksamadan yazdığım bir şiiri üç dakika sonra okumaya tahammül edemem. Evet, tüketim toplumuyuz, evet belki bende onlardanım. Ama bu kadar değil, en azından kendi ürettiklerimi bu kadar çabuk tüketecek kadar değil.

 

Üstelik bir yerden sonra insan cümleler kurmak istiyor. En azından ben öyle istiyorum. Evet, kelimelerle oynamak çok zevkli. Az heceyle çok şeyi anlatmaya çalışmak, hatta bazen abartıp senin anlatabileceğinden çok daha fazlasının anlaşılabileceği bir ortam yaratmaya çalışmak… Bunların hepsi çok güzel, hele birde üzerinden birkaç ay geçip tekrardan okuduğunda “vay bea” diyebiliyorsan o zaman daha da ayrı bir keyif. Ama artık daha sade, daha süssüz ve biraz daha monoton düşünüyorum hayatı. Neden? Zaten herkes bunu soruyor, ama bu sadece beni ilgilendiriyor.

 

Uzun zaman sonra ilk defa bir şeyleri, bir hocaya, bir tarihte yetiştirme derdim olmadan yazmak için açmıştım yeni bir sayfayı. İmleci izlemeye başladım. Özlemişim o orada kendi başına takılırken ne yazacağımı düşünmeyi. Çok hevesliydim, bu kadar zaman sonra ‘garanti’ güzel bir şeyler olur diyordum.

 

On dakika geçti… On beşe yaklaştı…Yirmi oldu olacak. İmleç hala yanıp sönüyor. Sayfa boş kalacak bu gece.

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::

Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım